Okul öncesi dönem çocuklarının kodlama (elektronik ve dijital aletlerle değil basit gereçlerle)ile erken yaşta tanışması ileriki hayatlarında kodlamayı daha kolay anlamalarına ve uygulamalarına yardımcı olur. Bununla birlikte erken yaşta kodlama eğitimi almaya başlayan çocukların gelişimleri de olumlu olarak etkilenmekte. Kodlama sırasında karşılarına çıkan problemleri çözmeye çalışırken problem çözme becerileri, arkadaşları ile etkinlik boyunca etkileşim halinde oldukları için iletişim becerileri gelişir. Okul öncesi gruplarda kullanılan kodlama materyalleri, hikayeler, oyunlar aracılığı ile çocuklara öğretilir. Bu sayede çocuklar deneyerek ve eğlenerek öğrenirler.

Kısaca özetleyecek olursak okul öncesi gruplarda kodlama çalışmaları, doğru adımlarla uygulanırsa, problem çözme, grup çalışması, yaratıcı düşünme gibi birçok 21. Yüzyıl becerisinin arttırılmasını, bu yaş grubunda verilecek kazanımların deneyerek eğlenerek kalıcı olarak öğrenilmesini ve bilim, teknoloji, matematik, mühendislik gibi konularda çocukların küçük yaşta bilgi sahibi olmalarını sağlar.

Neden robotik kodlama?  Sorusuna cevap vermeden önce bebek ve çocuklarda “zeka gelişimi nedir” sorusuna bir bakalım:

Genel anlamda zekanın tanımı konusunda pek çok farklı yaklaşım mevcuttur.. Daha Eski yaklaşımlara göre “zeka, doğumla birlikte belirlenmiş olan, sabit ve kesinlikle değiştirilemeyecek bir kavram olarak görülür, sayısal olarak ifadelendirilir ve çocuklar bu veriye dayanarak belli seviyelere göre sınıflandırılırlardı.”

Yeni anlayışa göre ise;  zekâ, tek bir kavram değildir, birçok alt yetenekten meydana gelir. Bu yetenekler doğuştan getirildiği gibi sonradan da kazanılabilir ya da geliştirilebilir. Bu anlayışa göre zekâ, çocukları sayısal verilere dayanarak sınıflandırmaktan ziyade, onların içlerinde var olan potansiyelleri anlamak, hangi alanlarda daha başarılı olabileceklerini ortaya çıkartmak için kullanılır.

Çoklu zeka kavramı 1983 yılında Howard Gardner tarafından geliştirilmiştir. Bu kurama göre zeka, içinde bulunduğumuz sosyal ortamda yararlı şeyler yapabilmek, problemlere çözüm üretebilmek ve değişimlere ayak uydurup, yaşamı devam ettirebilmek için her kişide bulunabilecek yetenek ve beceri alanlarıdır. Her bireyde bu alanlar farklı düzeylerde bulunabildiği gibi, uygun imkanlar sağlandığı takdirde her birey bu alanları geliştirebilme kapasitesine de sahiptir. Bu kurama göre 8 çeşit zeka vardır: sözel-dilsel zeka, mantıksal-matematiksel zeka, görsel-mekânsal zeka, bedensel-kinestetik zeka, müziksel-ritmik zeka, kişilerarası-sosyal zeka, kişisel-içsel zeka ve doğacı-varoluşçu zeka. Bu zeka alanları birbirleri ile iletişim halindedir ve bir iş yapılırken tek başlarına değil, bir kaçı bir arada kullanılırlar. Örneğin, bir öğrenci coğrafya sınavı sırasında hem sözel-dilsel, hem de görsel-mekânsal zekasından faydalanır.

İşte şimdi tüm bunların ışığında şimdi robotik kodlamayı daha iyi anlayabiliriz.

Neden Robotik Kodlama?

Günümüz dünyası artık teknolojinin hayatın her aşamasına girdiği ve teknolojinin gerek girdi ve gerekse çıktı olarak değer bulduğu “onsuz” yapılamayacağı açık olan bir dönem içindeyiz.

Günümüzde yaşanan teknolojik devrim içerisinde çocuklarımızı bu gelişmelerden uzak tutmamızın mümkün olmadığını göstermektedir. Kaldı ki uzak kalmaları çağın gerisinde de kalmalarına yol açabilecektir. Fakat bildiğiniz gibi çocukların öğrenme sürecinde “ne, nasıl? ’dan başlayıp uzayıp giden sorulara veli olarak bizler dahi zaman zaman cevap vermekte zorlanabilmekteyiz.

Dolaysıyla günlük hayatın her noktasında kullanılan sistemleri ana çalışma yöntemini en basitten en karmaşığına doğru öğrenme ve mantığını çözme yöntemi robotik kodlama yoludur. Başademeyeceğiniz sorularla karşılaşmamak için veya daha rahat ifade edebilmek için gerekirse ebeveynlerin dahi belirli düzeyde de olsa dersin mantığını anlamalarında fayda olduğuna inanmaktayız.

Bunların dışında günlük hayatımıza hızla giren ve yerleşen bu sistemlerin çocuklar üzerinde olan olumsuz etkileri düşünüldüğünde de ebeveynlerin bu konudaki endişeleri artmaktadır. Durum böyle olunca işe temelden çözüm bularak bu alet, gereçlerin gerçek hedef ve ne için, nasıl kullanıldığını ve nasıl yaptıklarını çocuklarımıza daha küçüklükten başlayarak öğretmek ileride buna ayıracakları vaktin daha organize olmasını sağlayacağı gibi zekasal gelişimine de katkıda bulunacaktır.

Elbette bizim burada bahsettiğimiz elde kağıt kalemle kod yazmak veya tablet, bilgisayar gibi araçlarla kod yazmak değil bahsettiğimiz okul öncesi çocuklara okul çağına gelmeden önce kodlamanın ve bir şeye ulaşmanın mantığını aktarmak. Dolaysıyla okul öncesinde kodlamada kullanılacak araç gereçler bu anlamada teknik aletler değil basit gereçlerden oluşmaktadır.

Başka bir yaklaşımda şu şekilde anlatılmaktadır.

Kodlama Neden Önemli?

Günümüzde, eğitimde kodlamadan sıkça bahsedildiğini duyuyoruz. Peki neden kodlama bu kadar önemli? Öğrenme sürecinde somut kavramlar sözkonusu ise öğrenmek kolaydır. Örneğin, coğrafya dersinde dokunabildiğimiz bir küreyi çevirerek dünya haritasında ülkelerin yerini öğreniriz.  Kendimiz küreyi çevirip istediğimiz ülkenin nerede olduğuna kendimiz bakarız. Ya da kimya dersinde suyu kaynatırken kaynama noktasını termometreden görerek öğrenmek bizim için çok rahattır. Fakat matematik ve fen bilimlerinin bir çok konusu soyut kavramlardır. Geçmişte İlk okulda saymayı öğrenirken fasulye ve ceviz gibi somut nesneler kullanılırdı. Aslında bu yöntemler soyut kavramları öğrenebilmemiz için o dönemin araçlarıydı. Hızla dijitalleşen dünyamızda artık soyut kavramları somutlaştırmaya ya da en azından görsel hale getirmeye yarayan yeni araçlara sahibiz. Öğrenmeyi kolaylaştıracak araçlardan en önemlisi bilgisayar  ve ardından internet olmuştur. Günümüzde ise daha özel bir alan olan kodlama ön plana çıkmıştır.

Kodlama eğitiminin çocuklara erken yaşta kodlama eğitimi verildiğinde, sistematik düşünme, problem çözebilme ve olaylar arasındaki ilişkileri görebilme yetenekleri gelişmektedir. Bilgisayar alanında Bill Gates (Microsoft), Mark Zuckerberg (Facebook) gibi çok önemli isimlerin hepsinin ortak özelliği küçük yaşta programlama öğrenmiş olmalarıdır. Steve Jobs bu konudaki görüşünü “Bence bu ülkede herkes bilgisayar programlamayı öğrenmeli. Bir bilgisayar dili öğrenmeli. Çünkü bu, insana nasıl düşüneceğini öğretiyor. Ben bilgisayar bilimini bir sosyal bilim olarak görüyorum. Bu herkesin öğrendiği bir şey olmalı.  ”  şeklinde dile getirmiştir.”

(Code.org sitesinden altıdır)

Çocuklar için Kodlama Eğitimi

Çocuklar, okul öncesi dönemi itibariyle kodlama eğitimi almaya uygundurlar. Oyuncaklar ve mobil oyunlar sayesinde kodlamayla tanışan çocuklar, ortalama 10 yaşından sonra yazılım dili kullanarak kodlama yapma konusunda yeterliliğe ulaşmaktadır. Özel olarak tasarlanan ve geliştirilen oyuncaklar ve oyunlar, basit komutlar verilerek kodlamanın öğrenilmesini sağlamaktadır. Belli bir hedefe ulaşmak için gerekli olan adımları bulmalarını ve bunları adım adım işletmeleri, kodlamanın temelinde yatan bir olgudur. Bu oyuncaklar ve oyunlar da bu amacı yerine getirmek için bu şekilde tasarlanmışlardır.

Kodlama Eğitimine Erken Yaşlarda Başlayan Çocuklar

Erken yaşta kodlama eğitimi almaya başlayan çocuklar; zihinsel gelişim, problem çözme becerisi, işlerin planlanması, durumlar arası ilişki kurma ve yeni fikirler üretme konusunda daha çok gelişim göstermektedirler. Ayrıca robotik kodlama ile de tanışan çocukların makinaların nasıl işlediği konusunda da temelleri oluşmaktadır. Bu sebeple zihinsel olarak bu yönde gelişmeleri, onların kodlama konusunda ileri yaşlarda daha başarılı olmalarını sağlamaktadır.

Çocukların zihinlerinin gelişmesi ve analitik düşünebilme yetenekleri kazanabilmelerini sağlamak için oldukça etkilidir. Ne kadar erken bu yetenekleri gelişirse hayatlarının devam eden kısımlarında bu yeteneği kullanmaları şansları artacak ve buna bağlı olarak daha başarılı olacaklardır

Derleyen : Tuğba KARAKAYA / N.ÖZCAN (Nar Sanat Anaokulu)

 Kaynakçalar:

-Arık, A. (1990) Yaratıcılık. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

-Çalik, B. ve Birgili, B. (2013). Üstün yeteneklilerin eğitimi için çoklu zeka teorisi: Eleştiriler ve çıkarımlar. Üstün Yetenekli Genç Bilim Adamlarının Eğitimi Dergisi, 1 (2), 1-12

Erkuş, A.,(1999). Zeka Konusundaki son gelişmeler–1 Yaşam boyu öğrenme ve başarıda zekanın rolü. Türk Psikoloji Bülteni, Sayı:12.

-Tahirhan AYDIN – ( Yıl 2014, Cilt 14 , Sayı 1, Sayfalar 71 – 83) Dil Öğretimi ve Oyun -Çoklu Zekâ Teorisi Işığında- Dergi park. Erişim : 1 mayıs 2021  (Howard Gardner.) Kaynak: https://dergipark.org.tr/tr/pub/daad/issue/4484/61796

-Vural,B (2004), Öğrenci Merkezli Eğitim ve Çoklu Zeka İstanbul: Hayat yayınları

-Yılmaz, M.(2002). Duygusal Zeka Düşünme Becerileri Eğitiminin Annelerin Duygusal Zeka Düzeyine Etkisi, Doktora Tezi, On Dokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Her şeyden önce Çocukların keyifle oynadıkları oyun hamurları onların yaratım sürecini etkileyerek gelişmesine yardım eder.

Bildiğimiz üzere çocuklar oyunla bir taraftan eğlenir diğer taraftan da öğrenerek hayata hazırlanmasına yardımcı olur. Özellikle oyun hamurları onların oynamaktan zevk aldığı oyuncakların başında gelir. Peki, oyun hamurlarının çocuğunuza neler kattığını biliyor musunuz?

Oyun hamurlarının renkli dünyası Mavisi, kırmızısı, yeşili, sarısı kısaca tüm renkler çocuğun hayal dünyasını tetikler ve ortaya  en güzel oyunların çıkmasını sağlar. Bu oyun hamurları çocukların gelişimlerine katkısı oldukça fazla. İşte, oyun hamurlarının başlıca faydaları şu şekilde sayabiliriz…

ÇOCUKLARIN YARATICI ZEKASININ GELİŞİMİNDE HAYAL GÜCÜNÜNÜN ETKİSİ

* Oyun hamuru ile oynarken  herhangi bir kural olmaması, kalıpların dışında düşünüp yeni fikirler geliştirmesi çocuğun gelişiminde özellikle önemlidir.

* Hamurlar çocuğun hayal gücünü tetikleyerek kendi oyuncaklarını üretme konusunda hayal gücünü tetikler.

* Çocukların iç dünyasını yansıtan şekilleri yaparak, bizlere çocuğun iç dünyasında neler hissettiği konusunda bilgi almamıza yardımcı olabilir.

* Bu süreci yaşayan çocuk süreç boyunca hem keyf alır hem de mutlu olur. Desteklenen çocuğun özgüveni artar ve daha sağlıklı olmasının önü açılır.

EL KASLARINI GÜÇLENEREK, EL BECERİLERİNİ GELİŞTİRİR,
* Çocuğun hamura şekil vermesi ve yoğurması onun el becerilerini geliştirir, el kaslarını güçlendirir.

* Oyun hamuruyla oynaması parmaklarındaki minik kasların güçlenip gelişmesine, bu da okul çağında daha rahat kalem tutmasına, cisimleri daha rahat kavramasına yardımcı olur.

* Oyun hamuruyla oynayan çocuğun el-göz koordinasyonu pekişir, kavrama becerisi artar.

ÖĞRENMEYİ PEKİŞTİRİR
* Renkleri, şekilleri, rakamları ve harfleri ona eğlenceli bir şekilde öğretebilirsiniz.

* Renkleri tanımak ve yeni renkler yaratmak, onun için eğlenceli bir oyuna dönüşürken diğer taratanda, renkleri birbirine karıştırarak keşifler yapabilir.

* Belirli bir rengi elde etmek için farklı renkleri karıştırmayı denemesi ise onu problem çözmeye teşvik eder.

* Parçaların birleşip bir bütünü oluşturması gibi basit matematik kavramlarıyla da tanıştırır.

* Farkındalığı ve dikkati artar.

* Arkadaşlarıyla birlikte oyun hamurlarıyla oynadığında paylaşım duygusunu pekiştirir.

 

DUYULARINI GELİŞTİRİR
* Yapısı gereği mükemmel bir dokunsal malzeme de olan oyun hamurları, çocuklarınızın dokunma duyusunu geliştirir.

* Oyun hamuruyla oynarken çocuğunuz görme, dokunma ve koklama duyularını bir arada kullanır.

 

Çocukların bakımında kulaktan dolma bilgilerle hareket etmemek gerekiyor, çünkü bu tür hatalar onların gelişimini olumsuz yönde etkiliyor. İşte anne babaların en sık yaptıkları 8 hata!

 

Yatağa girmeden önce süt içirmek… Yüksek ateşte hemen antibiyotiğe başvurmak… Odanın ısısını 24-25 derecelerde tutmak… Hiç kuşkusuz her anne baba üzerine titredikleri çocuklarının hastalanmamaları için ellerinden gelen her türlü önlemi almaya çalışıyor. Ancak ‘doğru’ sanılan ‘yanlış’ bilgiler nedeniyle çocukların bakımında yapılan bu tür hatalar onların gelişimlerini olumsuz yönde etkilediği gibi, sağlıklarını da riske atıyor. Örneğin yükselen ateşte hemen antibiyotiğe başlamak bağışıklık sisteminde çok önemli rol oynayan probiyotik bakterilerin de yok olmasına zemin hazırlıyor. İştahı olmayan bir çğocua televizyon karşısında yemek yedirmek ise sadece kliplere ve reklamlara bakma alışkanlığı geliştirerek onun asosyal olmasını teşvik edebiliyor, hatta dil gelişimini bile  bozabiliyor. Acıbadem Ataşehir Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Asuman Akça, anne ve babaların çocukların bakımında en çok yaptıkları 8 hatayı ve bunların yol açtığı sorunları anlattı!

 

ÇOCUK GELİŞİMİ HAKKINDA HERŞEY

 

HATA 1: BEBEĞİN SIK AĞLAMASI VEYA ARANMASI SONUCU ANNE SÜTÜNÜN YETMEDİĞİNİ DÜŞÜNEREK MAMAYA BAŞLAMAK. 

DOĞRUSU: En değerli ve yararlı tek besin olan anne sütü 0-6 ay boyunca tek başına verildiğinde genellikle bebeğin büyüme ve gelişimini sağlayacak kadar yeterli salgılanıyor. Öyle ki anne sütü tek başına bebeğe ayda ortalama 600-900 gram arasında kilo kazandırabiliyor. Bebekler doğumdan sonraki ilk günlerde mide hacimleri fazla olmadığı ve anne sütü hızlı sindirildiği için çok çabuk doyuyor ve sık acıkıyorlar. Ancak ilerleyen günlerde daha uzun süre ve daha güçlü emerek, beslenme saatlerinin arasını açabiliyorlar. Eğer bebek ayda en az  600 gram veya haftada 150 gram alabiliyorsa bu  anne sütü ile doyduğu anlamına geliyor. Bebeğe düzenli kilo ölçümü yapmadan, her ağlaması açlık sanılarak  mamaya geçilirse, anne sütü giderek azalıyor. Çünkü bebek daha kolay alınan ve daha tatlı olan bu besine kolaylıkla alışabiliyor ve daha az emdiği için anne göğsünde süt yapımı azalıyor.

HATA 2: ATEŞ YÜKSEK VE DÜŞMÜYORSA HEMEN ANTİBİYOTİĞE BAŞLAMAK

DOĞRUSU:  Oysa çocukluk çağı ateşlerinin çok büyük bir kısmı viral enfeksiyonlar nedeniyle oluşuyor ve bunlar da en az 3 gün, hatta bazen 5-7 gün ateşle seyredebiliyor. Virüs enfeksiyonlarında antibiyotiklerin yeri yok. Dolayısıyla gereksiz yere antibiyotik vermek sadece antibiyotik direncine neden olmakla kalmayıp, çocuğun bağışık sisteminde çok önemli rol oynayan probiyotik bakterilerin de yok olmasına zemin hazırlıyor.

HATA 3: İŞTAHSIZ BEBEK VE ÇOCUKLARA TELEVİZYON KARŞISINDA YEMEK YEDİRMEK 

DOĞRUSU: Çocuk yemeği sofrada ve aile bireyleriyle beraber yemeli. Mutlaka yemek yesin diye televizyon karşında ağzına konan lokmalar belki farkına varmadan çocuk tarafından birer ikişer yutuluyor. Ancak çocuk ne yediğinin bilincinde olmayacağı için bundan bir tat ve lezzet almıyor. Bu da iştahını açmak şöyle dursun, sadece kliplere ve reklamlara  bakma alışkanlığı geliştirerek asosyal bir çocuk olmasını da teşvik edebiliyor, hatta dil gelişimini bile bozabiliyor.

 

ÇOCUĞUNUZLA DOĞRU İLETİŞİM KURMANIN YOLLARI

 

HATA 4: ÜŞÜTMESİN DİYE ÇOCUĞU ÇOK SIKI GİYDİRMEK VEYA EV ISISINI 24-25 DERECELERDE TUTMAK

DOĞRUSU: Kış aylarında bazı  aileler çocuklarını üşütmekten çok korkuyor, bu nedenle onu hem terlettirecek kadar sıkı giydirip hem de oda ısısını arttırıyor. Bu da fazla sıvı kaybına, terlemeye, isilik ve pişiklere, cilt enfeksiyonları ile huzursuzluğa yol açabiliyor. Bu nedenle çocuğunuzu fazla giydirmemeye ve oda ısısının 21-22 dereceyi geçmemesine özen gösterin. Sadece banyo sırasında mekan ısısını 24-25 derece arasında tutabilirsiniz.

HATA 5: YATAĞA YATMADAN HEMEN ÖNCE  ÖZELLİKLE SÜT, BAZEN DE MEYVE, MEYVE SUYU, KURABİYE, KEK VERMEK VE YATIRMAK.

DOĞRUSU: Yatağa yatmadan 1,5 -2 saat önce su hariç, yeme içme eylemini bitirin ve çocuğunuzu midesi boşken yatırın. Özellikle 2 yaşından sonra bu alışkanlığı kazandırın. Bu sayede çocuğunuz hem sabah daha aç kalkar ve kahvaltı öğününü çok daha güçlü yapabilir, hem de reflü riskini önlenmiş olursunuz. Unutmayın ki geçmek bilmeyen üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının temelinde (geçmek bilmeyen kulak ve boğaz enfeksiyonları, öksürük, ses kısıklığı, hırıltı, ağız kokusu vb.) gastro özofajial  reflü (mide içeriğinin yemek borusuna ve daha da yukarılara kaçması ) hastalığı yatabiliyor.

HATA 6: BEBEKLERE 5. AYDAN ÖNCE EK GIDALARI BAŞLAMAK

DOĞRUSU: Çocuğunuz sadece anne sütü alıyor ve iyi gelişiyorsa 6.ay bitene dek başka hiçbir ek gıda vermeyin. Fakat 6 ay biter bitmez de ek gıdaya başlayın. Aksi halde hem anne sütü yetmeyebilir, hem de bebeğinizin gıdalara alışması zorlaşabilir. İster mama, isterse anne sütü ile beslenen bebek olsun, ek besinlerin 5. özellikle de 4. aydan önce başlanması, alerji, enfeksiyon ve sindirim  problemi gibi pek çok soruna yol açabiliyor. Ayrıca bu besinlerle karnı doyurulan çocuk, anne sütünü daha az emeceği için anne sütü de erken azalıp, erken kesilebiliyor.

HATA 7: VÜCUT ISISI 38 DERECEYİ BULMADAN, HAFİF ATEŞLENMELERDE HEMEN ATEŞ DÜŞÜRÜCÜ İLAÇ  VERMEK. 

DOĞRUSU: Aslında ateş hastalığın kendisi değil sonucu olarak ortaya çıkıyor. Organizmayı korumaya yönelik bir fizyolojik olay olarak tanımlanıyor. Ancak pek çok aile çocuğa zarar vereceğinden çok korktukları için hafif, hatta elle bakıldığında ateşi olmadığı halde bile ateş düşürücü veriyor. Bu durum vücudun savunmasını bozabileceği için özellikle 6 yaş üstü çocuklarda ateş 38, hatta 38,5 dereceye varmadan ateşi düşüren ilaçlar verilmemeli. Küçük bebeklerde de ateş düşürücü için 38 derece beklenebilir. Aşılamalardan önce  ya da aşıdan hemen sonra ateş düşürücü vermenin  de vücudun aşıya bağışıklık geliştirme yanıtını bozduğuna dair çalışmalar var. Bu hatalar hem gereksiz ilaç kullanımı ve ilaç toksisitesini arttırıyor, hem de gelişebilecek bir hastalığın tanısını güçleştirebiliyor. Ayrıca bağışık sistemin çalışmasını da bozabiliyor.

HATA 8: BEBEKLERİ GÜNEŞLENDİRİRKEN GÜNEŞ KREMİ SÜRMEK 

DOĞRUSU: Bebeğinizi güneşlendirirken güneş kremi sürmeyin. Tüm yaz ayları boyunca güneşli ve güzel günlerde sabah  saat 09.00-10.00 ve akşamüstü 16.00-17.00 saatlerinde ve sadece 10’ar dakikadan günde toplam 20 dakika düzenli bir şekilde kremsiz güneşlendirin. Böylece bebeğinizin vücudunda bütün bir kış yetecek kadar, D vitamini oluşur. Ancak güneş kremlerinde koruyucu etki olduğu için kremlenen ciltte UV ışınları, D vitamini sentezi yapamıyor. Bu saatler dışında bebeklerin zaten mümkünse dışarı çıkarılmamaları ve ciltlerinin gölgede bile olsa  güneşten  her şekilde korunmaları gerekiyor. ACIBADEM HASTANESİ

Kaynak: e-psikiyatri

Kars’ın Sarıkamış ilçesinde Vilayetler Birliği Anaokulu’nda görevli öğretmen ve yöneticiler, okul duvarlarına çizdikleri çizgi film karakterleriyle ana sınıfı öğrencilerine okul sevgisini aşılıyor.

 

Kars’ın Sarıkamış ilçesinde Vilayetler Birliği Anaokulu öğretmenleri, ‘Okullar Hayat Olsun’ projesi kapsamında okulunun duvarlarını çizgi film karakterleriyle renklendirerek çocuklara okul sevgisini aşılamaya çalışıyor. Sarıkamış Vilayetler Birliği Anaokulunda görevli öğretmenler, yeni Koronavirüs nedeniyle okuldan uzak kalan ve eğitim hayatına yeni başlayan öğrenciler için okulun duvarlarına çocukların sevdiği çizgi film karakterleri, figürler ve manzara resimleriyle süsleyerek okulu daha ilgi çekici hale getirdi. Koronavirüs nedeniyle maskelerini takan minik öğrenciler, sosyal mesafe kurallarına uyarak öğretmenleriyle bahçe duvarlarına manzara ve sevilen çizgi film kahramanlarının resimlerini yaptı.

 

‘HEM EĞLENCELİ HEM DE KEYİFLİ BİR ORTAM OLUŞTURMAK İSTEDİK’
Sarıkamış Vilayetler Birliği Anaokulu Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Aykul, koronavirüs salgınının eğitim camiasını da etkilediğini söyledi. Okula yeni başlayan öğrencilerin daha çabuk alışmaları için böyle kültürel bir faaliyet gerçekleştirdiklerini anlatan Aykul, şunları anlattı:
“Bu etkinleri öğrencilerimizle planladık, onlar da boyamada bize yardımcı oldular. Okul idaresi öğretmenlerimiz, öğrencilerimizle okulumuzun çevre duvarını içerisi gibi güzelleştirip manzara ve çizgi film karakterleriyle donattık, bunu görenler bizlere teşekkür etti. Eğlenceli ortamda okul duvarlarını renklendirdik. Öğrencilerimiz uzun bir süredir okuldan uzak kaldı, onlar için hem eğlenceli hem de keyifli bir ortam oluşturmak istedik. Öğrencilerimiz de biz de bu işten keyif aldık, ortaya güzel bir sonuç çıktı. Böyle güzel bir çalışma yaptığımız için mutluyuz, emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.”

Minik öğrenci Ecrin Katre Akdeniz ise sevdiği karakterleri okulun duvarında görmenin sevincini yaşadığını belirterek, “En sevdiğimiz çizgi film karakterleriyle okulumu boyuyorum, okulumu çok seviyorum” dedi.

 

Kaynak: Hürriyet

Çocuğunuzun yaratıcılığını geliştirmenizin en iyi yollarından biri de kendinizi onun hayal dünyasına dahil etmektir… Ayrıca bunun için basit etkinlikler de mevcut. Birlikte denemeye ne dersiniz?

İşte çocuğunuzla birlikte uygulayabileceğiniz bazı eğlenceli aktiviteler…

 

– Yürüyüşe çıkmak

Çocuğunuzla yaşadığınız çevrede dolaşarak keşif yapmasını ve farklı bir gözle bakmasına yardımcı olun. Yürürken çeşitli sorular yöneltin ve size bazı şeyleri göstermesi için cesaretlendirin. En güzel yanı, her şeyin daha yeni olması, onlar için heyecan verici olabilir.

 

– Uzun hikayeler anlatmak

Çocuğunuza uzun hikayeler anlatın ve sonunu da en sevdiği şekilde değiştirin. Böylece çocuğunuzun dil gelişimine destekleyecek ve hikayeleri kendi tarzıyla nasıl anlatacağını öğrenmesine yardımcı olacaksınız.

 

– Gökyüzünü izlemek

Çocuğunuzla bulutları seyredin ve ona ne gördüğünü sorun. Gökyüzünün verdiği ilhamla hayal kurmak, çocuğunuza en sıradan şeylerin bile alışılmadık yorumlara açık olduğunu gösterir.

 

– Resim çizmek

Çocuğunuza bir kedinin şimdiye kadarki en garip resmini çizmesini isteyin. Bu tür faaliyetler yalnıza yaratıcılığı geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda mükemmellik için çabalamanın arzu edilen bir hedef olmadığını gösterir.

 

– Yemek yapma oyunu oynamak

Çocuğunuzun bu oyun için istediği malzemeleri seçmesine ve daha sonra da yemek için kimi çağıracağına karar verme fırsatı tanıyın. Çocuğunuzun bu oyunla sıradan nesneleri alışılmadık bir şekilde kullanması, yaşadığı dünya hakkında daha açık bir şekilde düşünmesine teşvik eder.

 

Kaynak: Hürriyet

Ulu önder M.Kemal ATATÜRK’ünde söylediğinden yola çıkacak olursak gerçektende Toplumumun can damarlarından biri sanattır.Sanat büyükten küçüğe tüm bireylerin içindeki güzelliktir. Çocukların sanatla kendilerini daha rahat ifade ettikleri, ortaya daha yaratıcı sonuçlar çıkarttıkları görülür. Çünkü onlar bir şeyler oluşturma, kendinden katma ve yaratma çabası içindedir. Resim, müzik, tiyatro gibi sanatsal faaliyetlerle çocuk kendisini daha iyi geliştirebilir. Kaldı ki zaten sanatın kendisi de bir tür oluşturma, yaratma eylemi değil midir?

Yukarıda yazdığımız açıklamalardan yola çıkarak; Çocukların hızlı geliştiği erken çocukluk yıllarında görsel eserlerle karşılaşmaları, çocukların dünyayı algılamaları ve anlamaları açısından büyük önem arz ediyor. Ayrıca izledikleri, yaşam deneyimleri ve becerileri edinmeleri açısından da oldukça etkili oluyor. Bu karşılaşma özellikle tiyatro ve çocuk müzikali ise çocukların daha canlı bir şekilde sürece katılmalarına olanak veriyor. Çocuklar kendilerini oyun içinde buldukları için, oyunda geçen yaratıcı ortamlar ya da yeni fikirler çocukların olaylara farklı açılardan bakabilmelerini sağlıyor.

Her ne kadar tiyatro doğrudan öğretici bir rol üstlenmese de anne babalar, çocukların olumlu özdeşim kuracakları karakterleri olan ve olumlu davranışlar sergileyen oyunları tercih edebilirler. Bir çocuğu tiyatroya götürürseniz, çocuk sadece empati kazanmakla kalmaz. Aynı zamanda eğlenir, bilim ve tarih gibi konularda bilgi sahibi olabilir. Müziği, oyunu tartışmak da ileride çatışmalarla nasıl başa çıkılacağını öğrenmek için bir basamaktır. Sanatı eleştirmeyi de öğrenen küçük seyirci sanatın gelecekteki takipçisi olmaya başlar.

Ünlü Amerikalı aktör , tiyatro yönetmeni Terrence Mann “Filmler sizi ünlü yapar, televizyon sizi zengin eder, ancak tiyatro sizi iyi bir insan yapar. ” diyor. Haksız da sayılmaz.

Çocuklar sanatı tanıyarak eleştirel düşünceyi, empati kurmayı, farklı yaşamları öğrenirken bir yandan da entellektüel yanlarını geliştirirler. Özellikle klasikleşmiş eserler insanlık tarihine çıkılan bir yolculuktur. Tiyatroda çocuk oyunun içeriğine göre kendi yaşadığı toplumu ya da yabancı toplumları tanıma fırsatı bulur. Olaylara farklı açılardan bakabilme becerisi kazanan çocuğun estetik algısı da gelişecektir.

Bu sebeple okullardaki tiyatro salonlarını kullanan öğretmenler çok kıymetlidir aslında. Bu salonlarda çocuklar gerek yazılmış bir eseri gerekse kendi yazdıkları bir oyunu sergileyebilirler. Sahneyi doldurmak tamamen hayal güçlerine kalmıştır. Yaşam da öyle değil midir zaten. ustanın dediği gibi “Hayat bir sahne bizler de rolümüzü oynuyoruz”.

Kaldı ki bir tiyatro eserinde veya müzikal tiyatro ile bilimden sanata, sanattan yaşama kadar hayat içersindeki tüm edinimleri çocuğa anlayabileceği şekilde aktarmak çok daha kalıcı ve elbette önemli bir araçtır. Çocuklarınızı sanatla buluşturmakta asla tereddüt etmemeliyiz.

 

 

KAYNAKÇALAR:

  • Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 26, Sayı: 1, 2012
  • C. A.MENDERES ÜNİ. SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ OKUL ÖN. ANA.DALI

2015-YL-022 çocuk ve yetişkin prososyallik ölçeklerinin geçerlik güvenirlik çalışması ve çocuk ile anne-baba prososyal davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi hazırlayan Burcu BAĞCI

  • Cilt 20 Sayı 1 Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi e-ISSN 2148-7510 , | Doi numarası: 10.17556/erziefd.286651

Yazan : Nar Sanat Aanokulu Öğretmeni : Melissa ORTAK