Her şeyden önce Çocukların keyifle oynadıkları oyun hamurları onların yaratım sürecini etkileyerek gelişmesine yardım eder.

Bildiğimiz üzere çocuklar oyunla bir taraftan eğlenir diğer taraftan da öğrenerek hayata hazırlanmasına yardımcı olur. Özellikle oyun hamurları onların oynamaktan zevk aldığı oyuncakların başında gelir. Peki, oyun hamurlarının çocuğunuza neler kattığını biliyor musunuz?

Oyun hamurlarının renkli dünyası Mavisi, kırmızısı, yeşili, sarısı kısaca tüm renkler çocuğun hayal dünyasını tetikler ve ortaya  en güzel oyunların çıkmasını sağlar. Bu oyun hamurları çocukların gelişimlerine katkısı oldukça fazla. İşte, oyun hamurlarının başlıca faydaları şu şekilde sayabiliriz…

ÇOCUKLARIN YARATICI ZEKASININ GELİŞİMİNDE HAYAL GÜCÜNÜNÜN ETKİSİ

* Oyun hamuru ile oynarken  herhangi bir kural olmaması, kalıpların dışında düşünüp yeni fikirler geliştirmesi çocuğun gelişiminde özellikle önemlidir.

* Hamurlar çocuğun hayal gücünü tetikleyerek kendi oyuncaklarını üretme konusunda hayal gücünü tetikler.

* Çocukların iç dünyasını yansıtan şekilleri yaparak, bizlere çocuğun iç dünyasında neler hissettiği konusunda bilgi almamıza yardımcı olabilir.

* Bu süreci yaşayan çocuk süreç boyunca hem keyf alır hem de mutlu olur. Desteklenen çocuğun özgüveni artar ve daha sağlıklı olmasının önü açılır.

EL KASLARINI GÜÇLENEREK, EL BECERİLERİNİ GELİŞTİRİR,
* Çocuğun hamura şekil vermesi ve yoğurması onun el becerilerini geliştirir, el kaslarını güçlendirir.

* Oyun hamuruyla oynaması parmaklarındaki minik kasların güçlenip gelişmesine, bu da okul çağında daha rahat kalem tutmasına, cisimleri daha rahat kavramasına yardımcı olur.

* Oyun hamuruyla oynayan çocuğun el-göz koordinasyonu pekişir, kavrama becerisi artar.

ÖĞRENMEYİ PEKİŞTİRİR
* Renkleri, şekilleri, rakamları ve harfleri ona eğlenceli bir şekilde öğretebilirsiniz.

* Renkleri tanımak ve yeni renkler yaratmak, onun için eğlenceli bir oyuna dönüşürken diğer taratanda, renkleri birbirine karıştırarak keşifler yapabilir.

* Belirli bir rengi elde etmek için farklı renkleri karıştırmayı denemesi ise onu problem çözmeye teşvik eder.

* Parçaların birleşip bir bütünü oluşturması gibi basit matematik kavramlarıyla da tanıştırır.

* Farkındalığı ve dikkati artar.

* Arkadaşlarıyla birlikte oyun hamurlarıyla oynadığında paylaşım duygusunu pekiştirir.

 

DUYULARINI GELİŞTİRİR
* Yapısı gereği mükemmel bir dokunsal malzeme de olan oyun hamurları, çocuklarınızın dokunma duyusunu geliştirir.

* Oyun hamuruyla oynarken çocuğunuz görme, dokunma ve koklama duyularını bir arada kullanır.

 

Çocukların bakımında kulaktan dolma bilgilerle hareket etmemek gerekiyor, çünkü bu tür hatalar onların gelişimini olumsuz yönde etkiliyor. İşte anne babaların en sık yaptıkları 8 hata!

 

Yatağa girmeden önce süt içirmek… Yüksek ateşte hemen antibiyotiğe başvurmak… Odanın ısısını 24-25 derecelerde tutmak… Hiç kuşkusuz her anne baba üzerine titredikleri çocuklarının hastalanmamaları için ellerinden gelen her türlü önlemi almaya çalışıyor. Ancak ‘doğru’ sanılan ‘yanlış’ bilgiler nedeniyle çocukların bakımında yapılan bu tür hatalar onların gelişimlerini olumsuz yönde etkilediği gibi, sağlıklarını da riske atıyor. Örneğin yükselen ateşte hemen antibiyotiğe başlamak bağışıklık sisteminde çok önemli rol oynayan probiyotik bakterilerin de yok olmasına zemin hazırlıyor. İştahı olmayan bir çğocua televizyon karşısında yemek yedirmek ise sadece kliplere ve reklamlara bakma alışkanlığı geliştirerek onun asosyal olmasını teşvik edebiliyor, hatta dil gelişimini bile  bozabiliyor. Acıbadem Ataşehir Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Asuman Akça, anne ve babaların çocukların bakımında en çok yaptıkları 8 hatayı ve bunların yol açtığı sorunları anlattı!

 

ÇOCUK GELİŞİMİ HAKKINDA HERŞEY

 

HATA 1: BEBEĞİN SIK AĞLAMASI VEYA ARANMASI SONUCU ANNE SÜTÜNÜN YETMEDİĞİNİ DÜŞÜNEREK MAMAYA BAŞLAMAK. 

DOĞRUSU: En değerli ve yararlı tek besin olan anne sütü 0-6 ay boyunca tek başına verildiğinde genellikle bebeğin büyüme ve gelişimini sağlayacak kadar yeterli salgılanıyor. Öyle ki anne sütü tek başına bebeğe ayda ortalama 600-900 gram arasında kilo kazandırabiliyor. Bebekler doğumdan sonraki ilk günlerde mide hacimleri fazla olmadığı ve anne sütü hızlı sindirildiği için çok çabuk doyuyor ve sık acıkıyorlar. Ancak ilerleyen günlerde daha uzun süre ve daha güçlü emerek, beslenme saatlerinin arasını açabiliyorlar. Eğer bebek ayda en az  600 gram veya haftada 150 gram alabiliyorsa bu  anne sütü ile doyduğu anlamına geliyor. Bebeğe düzenli kilo ölçümü yapmadan, her ağlaması açlık sanılarak  mamaya geçilirse, anne sütü giderek azalıyor. Çünkü bebek daha kolay alınan ve daha tatlı olan bu besine kolaylıkla alışabiliyor ve daha az emdiği için anne göğsünde süt yapımı azalıyor.

HATA 2: ATEŞ YÜKSEK VE DÜŞMÜYORSA HEMEN ANTİBİYOTİĞE BAŞLAMAK

DOĞRUSU:  Oysa çocukluk çağı ateşlerinin çok büyük bir kısmı viral enfeksiyonlar nedeniyle oluşuyor ve bunlar da en az 3 gün, hatta bazen 5-7 gün ateşle seyredebiliyor. Virüs enfeksiyonlarında antibiyotiklerin yeri yok. Dolayısıyla gereksiz yere antibiyotik vermek sadece antibiyotik direncine neden olmakla kalmayıp, çocuğun bağışık sisteminde çok önemli rol oynayan probiyotik bakterilerin de yok olmasına zemin hazırlıyor.

HATA 3: İŞTAHSIZ BEBEK VE ÇOCUKLARA TELEVİZYON KARŞISINDA YEMEK YEDİRMEK 

DOĞRUSU: Çocuk yemeği sofrada ve aile bireyleriyle beraber yemeli. Mutlaka yemek yesin diye televizyon karşında ağzına konan lokmalar belki farkına varmadan çocuk tarafından birer ikişer yutuluyor. Ancak çocuk ne yediğinin bilincinde olmayacağı için bundan bir tat ve lezzet almıyor. Bu da iştahını açmak şöyle dursun, sadece kliplere ve reklamlara  bakma alışkanlığı geliştirerek asosyal bir çocuk olmasını da teşvik edebiliyor, hatta dil gelişimini bile bozabiliyor.

 

ÇOCUĞUNUZLA DOĞRU İLETİŞİM KURMANIN YOLLARI

 

HATA 4: ÜŞÜTMESİN DİYE ÇOCUĞU ÇOK SIKI GİYDİRMEK VEYA EV ISISINI 24-25 DERECELERDE TUTMAK

DOĞRUSU: Kış aylarında bazı  aileler çocuklarını üşütmekten çok korkuyor, bu nedenle onu hem terlettirecek kadar sıkı giydirip hem de oda ısısını arttırıyor. Bu da fazla sıvı kaybına, terlemeye, isilik ve pişiklere, cilt enfeksiyonları ile huzursuzluğa yol açabiliyor. Bu nedenle çocuğunuzu fazla giydirmemeye ve oda ısısının 21-22 dereceyi geçmemesine özen gösterin. Sadece banyo sırasında mekan ısısını 24-25 derece arasında tutabilirsiniz.

HATA 5: YATAĞA YATMADAN HEMEN ÖNCE  ÖZELLİKLE SÜT, BAZEN DE MEYVE, MEYVE SUYU, KURABİYE, KEK VERMEK VE YATIRMAK.

DOĞRUSU: Yatağa yatmadan 1,5 -2 saat önce su hariç, yeme içme eylemini bitirin ve çocuğunuzu midesi boşken yatırın. Özellikle 2 yaşından sonra bu alışkanlığı kazandırın. Bu sayede çocuğunuz hem sabah daha aç kalkar ve kahvaltı öğününü çok daha güçlü yapabilir, hem de reflü riskini önlenmiş olursunuz. Unutmayın ki geçmek bilmeyen üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının temelinde (geçmek bilmeyen kulak ve boğaz enfeksiyonları, öksürük, ses kısıklığı, hırıltı, ağız kokusu vb.) gastro özofajial  reflü (mide içeriğinin yemek borusuna ve daha da yukarılara kaçması ) hastalığı yatabiliyor.

HATA 6: BEBEKLERE 5. AYDAN ÖNCE EK GIDALARI BAŞLAMAK

DOĞRUSU: Çocuğunuz sadece anne sütü alıyor ve iyi gelişiyorsa 6.ay bitene dek başka hiçbir ek gıda vermeyin. Fakat 6 ay biter bitmez de ek gıdaya başlayın. Aksi halde hem anne sütü yetmeyebilir, hem de bebeğinizin gıdalara alışması zorlaşabilir. İster mama, isterse anne sütü ile beslenen bebek olsun, ek besinlerin 5. özellikle de 4. aydan önce başlanması, alerji, enfeksiyon ve sindirim  problemi gibi pek çok soruna yol açabiliyor. Ayrıca bu besinlerle karnı doyurulan çocuk, anne sütünü daha az emeceği için anne sütü de erken azalıp, erken kesilebiliyor.

HATA 7: VÜCUT ISISI 38 DERECEYİ BULMADAN, HAFİF ATEŞLENMELERDE HEMEN ATEŞ DÜŞÜRÜCÜ İLAÇ  VERMEK. 

DOĞRUSU: Aslında ateş hastalığın kendisi değil sonucu olarak ortaya çıkıyor. Organizmayı korumaya yönelik bir fizyolojik olay olarak tanımlanıyor. Ancak pek çok aile çocuğa zarar vereceğinden çok korktukları için hafif, hatta elle bakıldığında ateşi olmadığı halde bile ateş düşürücü veriyor. Bu durum vücudun savunmasını bozabileceği için özellikle 6 yaş üstü çocuklarda ateş 38, hatta 38,5 dereceye varmadan ateşi düşüren ilaçlar verilmemeli. Küçük bebeklerde de ateş düşürücü için 38 derece beklenebilir. Aşılamalardan önce  ya da aşıdan hemen sonra ateş düşürücü vermenin  de vücudun aşıya bağışıklık geliştirme yanıtını bozduğuna dair çalışmalar var. Bu hatalar hem gereksiz ilaç kullanımı ve ilaç toksisitesini arttırıyor, hem de gelişebilecek bir hastalığın tanısını güçleştirebiliyor. Ayrıca bağışık sistemin çalışmasını da bozabiliyor.

HATA 8: BEBEKLERİ GÜNEŞLENDİRİRKEN GÜNEŞ KREMİ SÜRMEK 

DOĞRUSU: Bebeğinizi güneşlendirirken güneş kremi sürmeyin. Tüm yaz ayları boyunca güneşli ve güzel günlerde sabah  saat 09.00-10.00 ve akşamüstü 16.00-17.00 saatlerinde ve sadece 10’ar dakikadan günde toplam 20 dakika düzenli bir şekilde kremsiz güneşlendirin. Böylece bebeğinizin vücudunda bütün bir kış yetecek kadar, D vitamini oluşur. Ancak güneş kremlerinde koruyucu etki olduğu için kremlenen ciltte UV ışınları, D vitamini sentezi yapamıyor. Bu saatler dışında bebeklerin zaten mümkünse dışarı çıkarılmamaları ve ciltlerinin gölgede bile olsa  güneşten  her şekilde korunmaları gerekiyor. ACIBADEM HASTANESİ

Kaynak: e-psikiyatri

Kars’ın Sarıkamış ilçesinde Vilayetler Birliği Anaokulu’nda görevli öğretmen ve yöneticiler, okul duvarlarına çizdikleri çizgi film karakterleriyle ana sınıfı öğrencilerine okul sevgisini aşılıyor.

 

Kars’ın Sarıkamış ilçesinde Vilayetler Birliği Anaokulu öğretmenleri, ‘Okullar Hayat Olsun’ projesi kapsamında okulunun duvarlarını çizgi film karakterleriyle renklendirerek çocuklara okul sevgisini aşılamaya çalışıyor. Sarıkamış Vilayetler Birliği Anaokulunda görevli öğretmenler, yeni Koronavirüs nedeniyle okuldan uzak kalan ve eğitim hayatına yeni başlayan öğrenciler için okulun duvarlarına çocukların sevdiği çizgi film karakterleri, figürler ve manzara resimleriyle süsleyerek okulu daha ilgi çekici hale getirdi. Koronavirüs nedeniyle maskelerini takan minik öğrenciler, sosyal mesafe kurallarına uyarak öğretmenleriyle bahçe duvarlarına manzara ve sevilen çizgi film kahramanlarının resimlerini yaptı.

 

‘HEM EĞLENCELİ HEM DE KEYİFLİ BİR ORTAM OLUŞTURMAK İSTEDİK’
Sarıkamış Vilayetler Birliği Anaokulu Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Aykul, koronavirüs salgınının eğitim camiasını da etkilediğini söyledi. Okula yeni başlayan öğrencilerin daha çabuk alışmaları için böyle kültürel bir faaliyet gerçekleştirdiklerini anlatan Aykul, şunları anlattı:
“Bu etkinleri öğrencilerimizle planladık, onlar da boyamada bize yardımcı oldular. Okul idaresi öğretmenlerimiz, öğrencilerimizle okulumuzun çevre duvarını içerisi gibi güzelleştirip manzara ve çizgi film karakterleriyle donattık, bunu görenler bizlere teşekkür etti. Eğlenceli ortamda okul duvarlarını renklendirdik. Öğrencilerimiz uzun bir süredir okuldan uzak kaldı, onlar için hem eğlenceli hem de keyifli bir ortam oluşturmak istedik. Öğrencilerimiz de biz de bu işten keyif aldık, ortaya güzel bir sonuç çıktı. Böyle güzel bir çalışma yaptığımız için mutluyuz, emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.”

Minik öğrenci Ecrin Katre Akdeniz ise sevdiği karakterleri okulun duvarında görmenin sevincini yaşadığını belirterek, “En sevdiğimiz çizgi film karakterleriyle okulumu boyuyorum, okulumu çok seviyorum” dedi.

 

Kaynak: Hürriyet

Çocuğunuzun yaratıcılığını geliştirmenizin en iyi yollarından biri de kendinizi onun hayal dünyasına dahil etmektir… Ayrıca bunun için basit etkinlikler de mevcut. Birlikte denemeye ne dersiniz?

İşte çocuğunuzla birlikte uygulayabileceğiniz bazı eğlenceli aktiviteler…

 

– Yürüyüşe çıkmak

Çocuğunuzla yaşadığınız çevrede dolaşarak keşif yapmasını ve farklı bir gözle bakmasına yardımcı olun. Yürürken çeşitli sorular yöneltin ve size bazı şeyleri göstermesi için cesaretlendirin. En güzel yanı, her şeyin daha yeni olması, onlar için heyecan verici olabilir.

 

– Uzun hikayeler anlatmak

Çocuğunuza uzun hikayeler anlatın ve sonunu da en sevdiği şekilde değiştirin. Böylece çocuğunuzun dil gelişimine destekleyecek ve hikayeleri kendi tarzıyla nasıl anlatacağını öğrenmesine yardımcı olacaksınız.

 

– Gökyüzünü izlemek

Çocuğunuzla bulutları seyredin ve ona ne gördüğünü sorun. Gökyüzünün verdiği ilhamla hayal kurmak, çocuğunuza en sıradan şeylerin bile alışılmadık yorumlara açık olduğunu gösterir.

 

– Resim çizmek

Çocuğunuza bir kedinin şimdiye kadarki en garip resmini çizmesini isteyin. Bu tür faaliyetler yalnıza yaratıcılığı geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda mükemmellik için çabalamanın arzu edilen bir hedef olmadığını gösterir.

 

– Yemek yapma oyunu oynamak

Çocuğunuzun bu oyun için istediği malzemeleri seçmesine ve daha sonra da yemek için kimi çağıracağına karar verme fırsatı tanıyın. Çocuğunuzun bu oyunla sıradan nesneleri alışılmadık bir şekilde kullanması, yaşadığı dünya hakkında daha açık bir şekilde düşünmesine teşvik eder.

 

Kaynak: Hürriyet

Ulu önder M.Kemal ATATÜRK’ünde söylediğinden yola çıkacak olursak gerçektende Toplumumun can damarlarından biri sanattır.Sanat büyükten küçüğe tüm bireylerin içindeki güzelliktir. Çocukların sanatla kendilerini daha rahat ifade ettikleri, ortaya daha yaratıcı sonuçlar çıkarttıkları görülür. Çünkü onlar bir şeyler oluşturma, kendinden katma ve yaratma çabası içindedir. Resim, müzik, tiyatro gibi sanatsal faaliyetlerle çocuk kendisini daha iyi geliştirebilir. Kaldı ki zaten sanatın kendisi de bir tür oluşturma, yaratma eylemi değil midir?

Yukarıda yazdığımız açıklamalardan yola çıkarak; Çocukların hızlı geliştiği erken çocukluk yıllarında görsel eserlerle karşılaşmaları, çocukların dünyayı algılamaları ve anlamaları açısından büyük önem arz ediyor. Ayrıca izledikleri, yaşam deneyimleri ve becerileri edinmeleri açısından da oldukça etkili oluyor. Bu karşılaşma özellikle tiyatro ve çocuk müzikali ise çocukların daha canlı bir şekilde sürece katılmalarına olanak veriyor. Çocuklar kendilerini oyun içinde buldukları için, oyunda geçen yaratıcı ortamlar ya da yeni fikirler çocukların olaylara farklı açılardan bakabilmelerini sağlıyor.

Her ne kadar tiyatro doğrudan öğretici bir rol üstlenmese de anne babalar, çocukların olumlu özdeşim kuracakları karakterleri olan ve olumlu davranışlar sergileyen oyunları tercih edebilirler. Bir çocuğu tiyatroya götürürseniz, çocuk sadece empati kazanmakla kalmaz. Aynı zamanda eğlenir, bilim ve tarih gibi konularda bilgi sahibi olabilir. Müziği, oyunu tartışmak da ileride çatışmalarla nasıl başa çıkılacağını öğrenmek için bir basamaktır. Sanatı eleştirmeyi de öğrenen küçük seyirci sanatın gelecekteki takipçisi olmaya başlar.

Ünlü Amerikalı aktör , tiyatro yönetmeni Terrence Mann “Filmler sizi ünlü yapar, televizyon sizi zengin eder, ancak tiyatro sizi iyi bir insan yapar. ” diyor. Haksız da sayılmaz.

Çocuklar sanatı tanıyarak eleştirel düşünceyi, empati kurmayı, farklı yaşamları öğrenirken bir yandan da entellektüel yanlarını geliştirirler. Özellikle klasikleşmiş eserler insanlık tarihine çıkılan bir yolculuktur. Tiyatroda çocuk oyunun içeriğine göre kendi yaşadığı toplumu ya da yabancı toplumları tanıma fırsatı bulur. Olaylara farklı açılardan bakabilme becerisi kazanan çocuğun estetik algısı da gelişecektir.

Bu sebeple okullardaki tiyatro salonlarını kullanan öğretmenler çok kıymetlidir aslında. Bu salonlarda çocuklar gerek yazılmış bir eseri gerekse kendi yazdıkları bir oyunu sergileyebilirler. Sahneyi doldurmak tamamen hayal güçlerine kalmıştır. Yaşam da öyle değil midir zaten. ustanın dediği gibi “Hayat bir sahne bizler de rolümüzü oynuyoruz”.

Kaldı ki bir tiyatro eserinde veya müzikal tiyatro ile bilimden sanata, sanattan yaşama kadar hayat içersindeki tüm edinimleri çocuğa anlayabileceği şekilde aktarmak çok daha kalıcı ve elbette önemli bir araçtır. Çocuklarınızı sanatla buluşturmakta asla tereddüt etmemeliyiz.

 

 

KAYNAKÇALAR:

  • Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 26, Sayı: 1, 2012
  • C. A.MENDERES ÜNİ. SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ OKUL ÖN. ANA.DALI

2015-YL-022 çocuk ve yetişkin prososyallik ölçeklerinin geçerlik güvenirlik çalışması ve çocuk ile anne-baba prososyal davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi hazırlayan Burcu BAĞCI

  • Cilt 20 Sayı 1 Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi e-ISSN 2148-7510 , | Doi numarası: 10.17556/erziefd.286651

Yazan : Nar Sanat Aanokulu Öğretmeni : Melissa ORTAK

Bir veliyseniz veya çocuklarla ilgiliyseniz istemsizce algıda seçici şekilde çocukları ilgilendiren her yazı,eylem ve görsel dikkatinizi çeker. Bunu bizler gibi severek meslek edinmiş veya çocuğu olan herkes bilir.

Okulumuzda Bugünkü etkinliği planlarken  Çocukların oynamaktan büyük zevk aldığı çamur birikintileri, kum havuzları, çimlerde yuvarlanma yarışmalarına dair birşeyler yapalım diye düşünürken az sonra aşağıda sizlerle paylaşacağım yazı denk geldi sizlerle bu yazıyı paylaşmadan önce konu ile ilgili olduğu için şunu da belirtmekte fayda var,  Ebeveynlerin genelde yukarıda yazdığım tarzda şeyleri sevmezler çünkü ebeveynlere ekstradan yıkama, temizleme gibi işler çıkar.

Halbuki çocukların toprakla içli dışlı olması, hem sağlıkları hemde gelişimleri için çok önemlidir.Konu açılmışken hemen sizlere pek de hoşlanmadığınız bu oyunların 9 faydasını yazıp ardından dikkatinize sunacağım konuyla ilgili yazıya geçelim.

  • Bağışıklık Sistemini Güçlendirir
  • Daha Aktif Olurlar
  • Alerji Riskini Azaltır D Vitamini İhtiyacı Sağlanır
  • Doğayla Yakın İlişki İçerisinde Olurlar
  • Beyni Geliştirir
  • Stres Atar.
  • Daha Mutlu Olurlar

Yazımızı Paylaşalım şimdi ;

Yazan Kirin Sinha

 

İnsanlar nasıl öğrenir? Sorusuna çok farklı cevap verilebilir. Araştırmalara göre yeteneklerimizi belirlememizdeki en önemli faktör zekâmız değil, öğrenme sürecimizdir. Bu bilgi, öğrencilerimize nasıl öğrettiğimizi gözden geçirmemizin ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor. O halde şunu sormalıyız: Öğrenme ve bilgi edinme konusunda en çok nasıl etkin olabiliriz? Bir şeyi dinleyerek mi, görerek mi, yaparak mı, yaratarak mı yoksa bunların bir birleşimiyle mi?

Son dönemde, öğrencilerin, görünüşte tamamen farklı konular arasında bağlantı kurmalarına izin veren çoklu disiplinle öğrenme anlayışı, eğitimdeki yeni eğilim haline geldi. (Kinestetik) Dokunsal öğrenme ise öğrenmenin farklı yolları arasında bağlantı kurarak, bu modeli bir üst seviyeye taşımaktadır. Üstelik bu süreç daha etkin bir öğrenmeyi ve bilgi edinmeyi de sağlıyor.

(Kinestetik) Dokunsal öğrenmede, hareket ve eylem, ders dinleme gibi öğrenmenin daha pasif yollarının yerine geçiyor. Herkes muhtemelen öğrenmenin bu şeklinin etkinliğini deneyimlemiştir. Öğrenmenizin üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, insanların çoğu bisiklete binebilir ya da havuzu bir baştan diğer başa yüzebilir. Bir zamanlar bildiğim piyano eserlerini hala çalabiliyorum. Aynı müziği duyduğumda bir zamanlar yaptığım dans hareketlerini tekrar hatırlayabiliyorum. Ancak bir zamanlar ezberlediğim ülkelerin başkentlerini ya da periyodik tablodaki tüm elementleri hatırlayamıyorum. Ne kadar ezberlersek ezberleyelim, kas hafızamız çok daha güçlü gibi görünüyor. En iyi, zihnimizi ve bedenimizi birleştirdiğimizde öğreniyoruz. O halde bedenlerimizin sunduğu fırsatları sonuna kadar kullanalım ve sınıflara (Kinestetik) Dokunsal öğrenmeyi getirelim.

Matematik ve Hareket

(Kinestetik) Dokunsal öğrenme yaratıcılık üzerine kurulmuştur. Bu da, matematiği sürecin doğal bir diğer çifti yapar. Fen ve matematik alanlarının yaratıcılığı öldürdüğü gibi bir yanlış algılama bulunur. Ancak matematik de, yaratıcılık ve bir probleme birçok farklı açıdan bakma istekliliği gerektirir. Aslında fen ve matematik yaratıcı problem çözmeyle ilgilidir, mekanik bir ezberleme ile değil. Elbette matematikte uzmanlaşmak için kesinlik ve disiplin gerekir. Ama aynı şekilde dans, spor ve yazı yazmak da böyledir.

Hareket bir öğrenciye bilgiye yaklaşım konusunda bir alternatif sunduğu için öğrencileri, öğrenme için gerekli bir durum olan algısı açık halde tutuyor olabilir. Bu mental bariyerleri kırmak, özellikle kız öğrenciler için daha önemlidir. Çünkü onlar, fen ve matematik alanları ile özdeşleşen cinsiyet ayrımcılığı yüzünden kendi yetenekleri üzerinde sınırlar koymaya daha yatkındırlar. Bu alanlar artan oranda geleceğimizi şekillendirmeye başladı. (Kinestetik) Dokunsal öğrenme, öğrencilerin fen ve matematik alanlarına daha fazla yoğunlaşması konusunda cesaretlendirebilir.

Güven Yaratmak

İki yıl önce, okul sonrası için SHINE for Girls isimli bir program oluşturdum. Bu program, (Kinestetik) Dokunsal öğrenmeyi matematik ve dansı birleştirerek kullanıyor. Bu özgün program, kız öğrencilerin hem matematik yeteneklerini hem de özgüvenlerini geliştirmeye odaklanıyor. CBS Evening News, FOX 25 ve The Boston Globe gibi ulusal medya kanallarının da ilgisini çeken program, fen ve matematik alanlarındaki cinsiyet ayrımcılığına eşitlik getirmesi konusundaki faydalarıyla medyada öne çıkarıldı. Araştırmalara göre kız öğrenciler en çok ortaokul döneminde fen ve matematik alanlarına olan ilgilerini kaybediyor. Bu yüzden programın ana hedefi ortaokul öğrencileri. Kinestetik öğrenme ortaya olağanüstü sonuçlar çıkardı. Kız öğrenciler matematik sınavlarında yüzde 273’lük bir başarı artışı gösterdi. Bu başarının sırrı pek çok faktörün birleşiminde yatıyor:

  1. “Yapamam” Demeyi Yerle Bir Etmek

Kinestetik öğrenmeyi kullanan kız öğrenciler, mental bariyerlerinin açık olmadığı bir ortamda matematik öğrenebiliyorlardı. Örneğin aritmetik, koreografi aracılığıyla sunuluyordu. Kızlar, üç dönüş ve arkasından gelen bir zıplamadan oluşan basit bir dans hareketi yapıyor ardından hareketi şöyle yazıyorlardı: “3x+y, x = dönüş, y = zıplama.” Dans yoluyla kız öğrenciler, 3(x+y)= 3x+y+2y formülünün farkına varıyorlardı. “Ben aritmetikten anlamam” diyen öğrenciler, aritmetik çözmeye başladılar. Bu, kız öğrencilerin kendilerine güvenmelerini ve başarabildiklerini görmelerini sağladı.

  1. Takım Olarak Problem Çözme

Biz, kendilerine sorulmadan önce öğrencilerin soruların cevaplarını bilmelerini istemeyiz. Onlara kasıtlı takım halinde çözmek zorunda kalacakları zor sorular veririz. Bir zorlukla karşı karşıya olduklarını fark etmek, öğrencileri daha meraklı yapar ve daha çok motive eder. Programın sonlarına doğru kız öğrenciler, tahtada problemleri kendileri çözme konusunda gönüllü olmaya başladı. Öğretmenler, kız öğrencilerin sınıfta daha fazla el kaldırmaya başladığını belirtti. Takım olarak öğrenme ve birbirini cesaretlendirerek teşvik etmek, bizim yaratmaya çalıştığımız destekleyici ortamın en önemli parçasıdır.

  1. Kalıplar Olmadan Öğrenmek

Öğretmeye çalıştığımız en önemli yollardan biri de, her kız öğrenciyi olmak istediği şeyi olmaları için cesaretlendirmek. Kendileri için tasarlanmış klişe ve kalıplardan bağımsızlaşmalarını sağlamak. Kinestetik öğrenme, öğrencilere zorluk yaşadıkları bir konuda başarı kazanabileceklerini göstererek, onların neyi sevmeleri gerektiği konusundaki sınırlarını aşmalarını sağlıyor. Fen ve matematik alanlarında başarılı akıl hocalarının kadın olması, daha genç kuşaklar için de güzel bir rol model yaratır.

Hikayeyi Değiştirmek

Hareketi ve zekayı, öğrenmede devrim yaratmak için kullanabiliriz. Eğitim sistemimiz merak duymayı cesaretlendiren bir yaratıcılığı desteklemelidir. Bu yüzden, çocukların zihinlerini ve bedenlerini güvenle öğrenmeye kattıkları bir eğitim atılımı yapmamız gerekiyor.

Kaynak : https://www.edutopia.org/

 

Derleyen :Tuğba KARAKAYA